Dolar 18,5870
Euro 18,5974
Altın 1.031,05
BİST 3.458,03
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Sivas 21°C
Az Bulutlu
Sivas
21°C
Az Bulutlu
Çar 18°C
Per 21°C
Cum 17°C
Cts 15°C

YAKIN GEÇMİŞİMİZ, KODLARIMIZ

A+
A-
09.05.2022
208

Yaş geçince insan bazen şöyle bir geriye dönüp bakıyor, gidenler kalanlardan daha çok. İster istemez hüzün basıyor, giden güzel insanları hayırla yâd etmeden olmuyor. Bu Ramazan Bayramında daha çok eksikliklerini hissettim, hem onları hayırla yâd edeyim hem de çocukluğumda beynime nakşedilen kültürel kodlarımızın güzelliklerinden bahsederek unutulmasın diye yazayım istedim.

Her yörenin kendine has dili, şivesi var. Çocukluğumun geçtiği köyümüzde günümüzde az da olsa kullanılan bazı kelimeler ve bu kelimelerle hitap ettiğim kişiler var. Büyüklerimize hitap şeklimiz şehre gelince değişti ama çocukken bana öğretileni, yakınlarıma hitabımı şehre gelince de terk edemedim. Her ne kadar yeni tanıdığım büyüklerime şehir ağzına göre hitap ettiysem de yakın akrabalarıma büyüklerimden öğrendiğim gibi hitap etmeye devam ettim. Neydi bunlar; emmi, ede, bibi, aba, ebe, eme, deze, hatın, bacı gibi adlar, eminim bunların birçoğu okurlarım tarafından bilinen ve kullanılan kelimeler.

Dedemin beş çocuğu olmuş, en büyükleri Kemal Emmim, babam ikinci kardeş. Emmim oldukça mülayim, babam sert, böyle olunca çocukluğumda emmimi çok severdim, hala da severim. Babamın sertliğinden eser kalmadı şimdi, babamı da çok severim. Üçte kız kardeşleri var; Güllü Bibim, Hatice Bibim, Meliha Bibim, birde babamın aynı ocakta yetişmiş amcasının tek çocuğu olan Şerife Bibim. Bibilerimle muhabbetimiz gayet güzeldi ve hala devam ediyor, Allah hepsine sağlık, afiyet güzel ömür versin. Neden amca ve hala demedik veya dedirmediler bilmiyorum. Bildiğim tek şey emmi ve bibi derken aldığım haz amca ve hala derken aldığım hazdan daha fazla. Anam amcama “ağa” derdi. Babamdan yana büyüklere ve kendi yaşıtlarına da aynı kelimeyi kullanırdı. Kadınlar büyüklere karşı çok saygılı idiler. Daha büyük erkeklere isimlerine ilaveten ağadayı ya da emmi ilave ederek hitap ederlerdi. Ailenin kadın olan büyüklerine ana veya aba emsal olduklarına ismine ilaveten hatın veya bacı derlerdi. Amcamın büyük kızına abla demez, ismine “bacı” ilave ederdim. Babaanneme ebe derdim.

BU ALANA REKLAM VEREBİLİRSİNİZ

Ben yedi yaşıma kadar içinde dört beş evin olduğu dışarıya kapalı koca bir avlu içinde
köyün girişi olan mahallede yetiştim. Koca koca kavak ağaçlarının ve geniş bostanların
olduğu büyük bir bahçemiz vardı. Oyun oynayacak emsallerimiz çoktu, oyuna doyamazdık.
Babaannem genç yaşta dedemi kaybetmiş, tek kaynı da genç yaşta ölünce iki elti ayrılmadan
uzun süre birlikte yaşayıp çocuklarını büyütmüşler. Ellili yıllar, köyün tamamında yokluk
var, altı çocukla iki dul kadın dayanışma içinde birçok sıkıntının üstesinden gelmişler.
Babamın anası Zülfü ebem ailenin dış yüzü, oldukça despot, dışarıya taviz vermez, tuttuğunu
koparan bir yiğit kadın. Babamın amcasının eşi Esme ebem ailenin iç işlerine bakan pamuk
kadar yumuşak, derleyip toplayan anaç bir kadın. Bizim iki babaannemiz vardı ve Esme ebeyi
daha çok severdik. Annelerimizde onu çok severdi ve ebelerimiz arasında bu çoğu zaman
sorun oluştururdu. Zülfü ebem eltisinin çok sevilmesini asla kabullenemezdi. İki gelinde öz
kayınvalidesine değil de diğerine ana derlerdi.

Sonraki yıllarda herkes çocuklarımızı şehirde okutacağız diye Sivas’a göçtüler, ilk
göçen biz olduk. Sonra diğerleri derken bu iki kadın ocaklarını hüngür hüngür ağlayarak terk
ettiler. Özellikle Zülfü ebemin hüznüne bizzat şahidim, önce gözlerine katarakt indi, sonra böbreklerinden ve diğer iç organlarından rahatsızlandı. Yanımızda kaldığı için küçükte olsam
evin büyük çocuğu olduğumdan hastaneye doktora çok götürdüm, çok duasını aldım. Ama
düzelemedi, çok çekti, hastalığı da uzun sürdü. Esme ebem daha uzun yaşadı. Son nefesine
kadar bizi öz torunları gibi bağrına bastı, çocuk olmamıza rağmen yetişkin insan gibi
karşıladı, baktı, her zaman ikramda bulundu.

Anamın kızkardeşi yoktu, dayılarım vardı. Anamın anası Sultan ebemdi. Bahtsız
kadın, dedem maalesef kadıncağıza gün yüzü göstermemiş, çok çektirmiş. Çileli bir hayatın
sonunda dünyaya gözlerini yummuş ebem rahmetli. Sultan ebem ben küçükken çok bakmış
bana, yüzünü hayal meyal hatırlıyorum. Öldükten sonra, aklım yettiğinde hakkında ne kadar
hanedan bir kadın olduğunu, muhtar olan dedemin evlerinden misafirin hiç eksik olmadığını,
pişirdiği yemeklerin zenginliğinin ve tadının unutulmaz olduğunu çok dinledim.

Emmioğlum Hacı benden biraz büyüktü, annesine Hamide Aba diyordum, benim süt
annemdi. Anam tarlada çalışırken kendi oğluna bakarken bana da çok bakmış, oğlundan
ayırmamış, beni de emzirmiş o yüzden Hacı ile süt kardeşiz. Yaşım elliyi geçtiğinde bile ben
onun dünkü bakıp beslediği küçük çocuğu gibiydim, çok severdi beni. Pandemi döneminde
her taraf kapalı iken Hollanda’dan cenazesi geldi. Amcam ve çocukları yoktu, gelemediler,
Hamide annemi gözyaşları içinde ben mezara koydum.

Sadece Hamide abam mı vardı? Cennet abam vardı, yengemiz sayılırdı. Babamın
akrabası Mustafa emminin eşi idi ama bizim aileye o kadar çok düşkündü ki kaynımın
çocukları der bizi yere göğe sığdırmazdı. Ölene kadar bize olan muhabbeti devam etti.
Kayınvalidemin ismi Ayşe idi, damadı olmadan öncede abamdı sonrada aba demeye devam
ettim. Beni öz evlatlarından ayırmadı. Kayınpederime Hasanağa dayı derdi anam, çocukken
ve daha sonrada bizde onun gibi hitap ettik. Köyümüzün en mümin ve muttakilerindendi.
Hacdan döndüğümde beni o yaşlı haliyle karşılamaya gelmiş, elini öptürmemişti. Yüzümü
avuçlarının içine aldığında alnımı öpecek sandım, öyle yapmadı o nurlu yerleri gören
gözlerini öperim dedi ve gözlerimden öptü.

Ede dediklerimde vardı, anam kendi akrabalarından büyük olan erkeklere ede derdi,
bende anamın ede dediklerine ede derdim. Birde uzaktan akraba olup en yakınımız gibi
sevdiklerimiz vardı. Memmet dayım bunlardan birisi idi. Eşi Durdu aba bizi çocuklarından
ayırmazdı. Yurtdışında çok kaldılar orada bir müddet bizde aynı şehirde kaldık. Evleri kendi
evimiz gibiydi, sofraları sürekli bize açık, yemediğimiz zaman çok kızarlardı. Kesin dönüş
yaptıktan sonra gözlerini kaybetti, çok hizmetlerini yaptım, helali hoş olsun ikisine de.

Bu yazı uzar gider, çok insan var hayatımıza giren, bizi biz eden, kaybettiklerimiz.
Hepside nur içinde yatsınlar, mekânları cennet olsun. Bunları neden yazdım acaba, yaşlanıyor
muyum yoksa? Galiba öyle, yine de bilinsin diyerek gelecek kuşaklara bir not düşmüş olayım
istedim.

Yaşayanlarımıza uzun ve sağlıklı ömür dileyerek yazımı Yahya Kemal Beyatlı’nın
şiiriyle bitiriyorum.

SESSİZ GEMİ

Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.
Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.
Biçare gönüller. Ne giden son gemidir bu.
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.
Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki, giden sevgililer dönmeyecekler.
Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden.
Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden

BU ALANA REKLAM VEREBİLİRSİNİZ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.